Ana Hatlarıyla İslam Tasavvufu Tarihi

YAHYA RÂZİ (Öl. H. 258)

İbn Kerrâm’ın öğrencilerinden Tasavvuf alanında şöhret yapan, özellikle, Yahya b. Muâz Al Râzî’dir.[1] Camilerde ilk defa alenen Tasavvuf dersi veren ve Tasavvuf’a ilmî bir renk vermek isteyen odur. Allah’a olan aşkını ilk defa şiirle ifade eden de odur. Bu zât, tamamıyla hocasının yolundan gitmiş ve kalbin kuvvetini beş şeye bağlamıştır:

1- Kur’an’ı tefekkür ile okumak.

2- İbâdet için gece kalkmak.

3- Fecirde Allah’ın huzurunda kendini hor ve hakir görmek.

4- İyi kimselerin meclisine devam etmek.

5- Karnı boş bırakmak.

Ve yine, İbn Muâz, zenginlik ve fakirlik meselesinde de üstadı gibi zengini fakire üstün tutmuştur. Yani, onca da Allah’a şükr eden zengin, dilenen fakirden üstündür.

Yahya, Râbia’dan sonra Allah’a muhabbet hakkında bir görüş sahibidir. Ona göre Allah’a muhabbet, Allah’a huşu ve teslimiyete ve mahrumiyete dayanır. Onun münacatlarındaki huşu ve taravete başka hiçbir yerde rastlanamaz. O şöyle diyor: “Ya Rabbî! Senden yardım dilemekliğim sana olan ihtiyacımın delilidir; müracaat ettiğim hazırlığım yoksunluğumdandır; Senin yanında şefaatçım da senin, hakkımdaki lûtf ve keremindir…” “Ey Allah’ım! Ben nasıl sevinebilirim, zira, sana haddimi aştım, fakat nasıl sevinmeyecektim, zira sen kimsin biliyorum. Ben günahkâr, seni nasıl çağırabilirim?. Sen rahîm ve kerîmsin. Eğer Allah’tan razı değilsen, Allah’ın senden razı olmasını nasıl isteyebilirsin? Gece uzundur, eğer sen rüya görüyorsan daha kısaltılmayacaktır. Gündüz, saftır, onu günahlarla kirletme. Nice insanlar da ses çıkarmazlar ki onlar da O’nun affına mazhardırlar. Ya Rabbî! Af et! Diyen kimselerin kalbi yine günahtadır; o susan kimse ise Allah’a hatırlatmış olur. İnsan öldüğü vakit ona iki hâl ârız olur: ondan her şeyi alırlar ve ondan her şeyi isterler. Nefsini bilen Rabbini de bilir. Döğüne döğüne hayatı içine gitmekle orada ma’şûku ile beraber bulunmak için gitmek arasında ne büyük fark vardır…”.

“Ev olarak uzleti, gıda olarak açlığı, sohbet olarak münâcâtı seç. O hâlde ya hastalığından ölürsün yahut onun devasını bulursun. Ey Allah’ım! Unutma ki sana ulaşan yol üzerinde rehberlik ettim ve hâkimiyetin sana ait olduğuna şahit oldum. İşte, günahlar ile kirlenmiş eller, ümid ile sürmelenmiş sana kalkmıştır; beni kabul et! Sen ki bir kerîm Padişahsın, beni af et ki ben o kadar âciz bir kulum!”

“Eğer insanları ceza günü muhâkeme etmeye yetkili olsaydım, âşıkları mahkûm etmezdim. Zira, onların günahları kendi rızalarıyla değil, zorunluluk altında olmuştur”.

Fakat, Yahya, tavsiye ettiği mahrumiyet düstûruna kendi de riayet etmemiş ve Bâyezid Bistâmî onun hakkında şöyle demiştir: “Zavallı Yahya, günlük acı ve ıztırablara dayanmasını ve karşı koymasını bilmiyor. O hâlde, mihnete karşı koymayı ve dayanmayı nasıl bilecektir?”

Kısaca, Kerrâmî’lere göre tasavvuf, dinî hayatın bir safhasından ibârettir.


[1] Yahya b. Muaz hicrî 258’de Nişabur’da ölmüştür. Pek güzel ve kandırıcı söz söylermiş.

Yahya, iyilik hakkında şöyle demiş: “Eğer sevindiremeyeceksen hiç olmazsa ağlatma. Eğer medh-ü senâ edemezsen hiç olmazsa kötüleme!”

O, muhabbet hakkında da şöyle demiş: “Hakikî muhabbet cefa ile eksilmeyen, hürmet ve ihsan ile de fazlalaşmayan muhabbettir”.

Ve yine demiştir ki: “Zâhidler dünya garipleridir ve ârifler âhiret garipleridir”.

Ve yine demiştir ki: “Allah bir tâifeyi dost edindi ve onların gönlünü kendine bağladı”.

Ve yine demiştir ki: “Kim ki dosttan dostun başkasını gördü, dostu görmedi”.

Ve yine demiştir ki: “Hakk’a ait bilgi halka ait bilgiden üstündür”.