İBRAHİM EDHEM (Öl. H. 660)
Ebu İshak İbrahim b. Edhem b. Mansûr, Belh prenslerindendir. Beklenmedik bir olay onu Allah yoluna düşürmüştür.[1] Bu zât, sözden ziyade tavır ve hareketi ile özel bir mezhep ortaya attı ki o da dünyadan yüz çevirip uzaklaşmak ve daima Allah’a muhabbet üzere olmaktan ibârettir.
İbrahim Edhem, Allah’a ulaşma yolunda şöyle der: Allah’ın dostu olmayı ve Allah’ın seni sevmesini istiyorsan hem bu dünyadan hem de âhiretten vazgeç; onları artık arzulama. İçini bu iki dünyadan boşalt. Yüzünü Allah’a çevirsen Allah da sana yüzünü çevirir ve seni inayete boğar. Zira, Allah’ın Zekeriyya’nın oğlu Yahya’ya şunu ilham ettiğini öğrendim: “Ey Yahya! Kendi zâtına ikrar ettim ki kullarımın beni duymalarına yarayacak kulağı, görmelerine yarayacak gözü, söylemelerine yarayacak dili, anlamalarına yarayacak kalbi olmayınca beni sevmeyecektir (İbrahim Edhem’in bu sözü daha sonra şu hadis şekline girmiştir: “kulum bana nâfilelerle yaklaşırsa ben onun gören gözü, işiten kulağı… olurum”). Bu yapılınca da ona benden başka şeylerle uğraşmayı nefret ettiririm, onun düşüncesini sınırlarım. Gecesinde hâzır ve gündüzünde enîs olurum. Ey Yahya! Ben onun kalbinin misafiri ve onun arzu ve ümidinin gâyesi olurum. Her gün ve her saat, ona benden bir hediyedir. Sesimi işitmek için o bana yaklaşır, ben ona yaklaşırım. İzzet ve celâlim hakkı için ona bir “Memuriyet” tevcih ederim ki Rüsûl ve Enbiya ona gıpta ederler. Sonra bir çağırıcıya şöyle çağırmasını emr ederim: “İşte, falan ibn-i filân Allah’ın makbûlü ve mergûbu; Allah onu kendi ziyaretine çağırıyor tâ ki ilâhî cemâli temâşa ile kalbi şifâyâb olsun!”. O kul bana geldiği vakit benim de onun arasındaki perdeleri kaldırırım, bana rahat bakar. İzzet ve celâlim hakkı için, onun “Müfarakaat Esnasında” beni görmek hususundaki iştiyaki sebebi ile kalbini âb-ı hayata kandırırım. Onun kerâmetini her gün, her gece, her saat yenilerim”.
İbrahim Edhem’in başlıca öğrencisi Abu Ali Şakîk İbrahim Al-Belhî (öl. H. 174)dir.[2] Şakîk, Horasan şeyhlerinden ve çok zengin bir ailedendir. Bu zât, sûfî hâlleri ve tarikat hakkında ilk söz söyleyendir. Allah’a daimi teslimiyeti tasavvufî bir hâl olarak ilk defa tanımlayan odur. O, bu hususta şöyle diyor: “Sen nasıl ki fıtratına ve hayatına bir şey ilâve etmekten âcizsin. Bunun için onu arayacağım diye yorulmaktan vazgeç. Kisb’ler, bugün, lekeli ve fâsit emteadan başka bir şey değildir. Ticaret sermayeleri ve sanatlar şüpheli şeylerden başka birşey değildir. Hâkim olan hile sebebi ile onları arttırmak da muhafaza etmek de doğruluk olmadığı için helâl değildir”.
Şakik, takvâ hakkında şöyle der: İnsanın takvası üç şeyde belli olur:
a- Bir şeyi alışında.
b- Bu şeyden kendini alıkoyuşunda.
c- Sözünde.
O, halka da şöyle nasihat ederdi: “Dünyadan oruçlu olup ölüm ile iftar edin ve yırtıcı ve vahşi hayvanlardan kaçtığınız gibi câhil halktan kaçın”.
Birgün İbrahim Edhem, Şakîk’e sormuş: “Geçim hususunda düstûrunuz nedir?” Şakîk cevap vermiş: “Bulursak şükr ederiz bulmazsak sabr ederiz”. İbrahim Edhem bunun üzerine: “Belh’in köpekleri de sizin yaptığınızı yaparlar” deyince Şakîk: “Ya siz ne yaparsınız?” demiş. İbrahim Edhem de şöyle cevap vermiş: “Biz bulduğumuzda bezl ederiz, bulmadığımızda şükr ederiz”.
Bazı kitaplarda bu hikâyenin şahısları yer değiştirmiştir.
İbn Harp da (öl. H.234) Şakîk’in Kisb hakkındaki görüşünü yaymaktan başka bir şey yapmamıştır. Horasan okulunun karakteristiği işte bu (Kisb’in İnkârı)dır. Yani, bir insanın bir şeyi arzu ve elde edebileceğini inkârdır.
İbn Harb’ın asıl önemi, Ebû Abdullah Muhammede b. Kerrâm’ı (öl. H. 255) yetiştirmesidir. Sırtında dikişsiz bir keçi postekisi ve başında uzun beyaz bir külah taşıyan Kerrâm, âbid ve mütekellim bir kimse idi. Kerrâm’ın asıl önemi de “Allah cisimdir, fakat, diğer cisimler gibi değildir” diyerek (Kerrâmiyye) mezhebini kurması ve Kelâm ilmindeki terimleri genel bir incelemeden geçirmesidir. O, bu işte Mu’tezile ile Haşeviyye’nin tam ortasında bulunur.
İmanı, sadece, dil ile ikrardan ibâret sayan Kerrâm, varlık silsilesinde, daha başlangıçtan itibaren, aklın üstünlüğünü ve aklın tabiî vazifesini teslim etmekle beraber Mu’tezilece mübalağa edilmiş olan sıfatlarını bu mübalağadan kurtarmıştır. O, aklı kullanarak fâilin sorumluluğu ile fiilin isnad kabiliyetini ayırd ediyor. O, kelâm ilminde Mu’tezile akîdelerine aykırı, fakat, Ehl-i Sünnet’inkine uygun hareket etmiştir.
[1] İbrahim b. Beşşâr’ın İbrahim Edhem’den nakl ettiğine göre, İbrahim Edhem bir gün avlanmak üzre ormanda av peşinde koşarken hâtıftan bir ses ona: “Ey İbrahim! Sen bunun için mi yaratıldın veya bununla mı memur edildin!? Diye bir soru sormuş. Sonra da atının eğer kaşından: “O Tanrıya yemin ederim ki sen ne bunun için yaratıldın ne de bununla memursun!” diye hâtıftan bir cevap duymuş. Bunun üzerine atından inmiş ve yaya yürümeye başlamış. Bu sırada babasının çobanlarından birine rastlamış ve onun eski yün kebesini kendi giymiş ve kendi süslü elbiselerini de ona giydirmiş (İbrahim Edhem’in bu hikâyesi Buddha’nın hikâyesini andırmaktadır). İbrahim Edhem, sonra sahraya düşüp Mekke’ye gelmiş ve orada Sûfyan Al-Sevrî (öl. H. 168) ve Fudayî b. İyaz ile arkadaşlık etmiş. Sonra da Mekke’den Şam’a gelmiş ve orada hicrî 161’de ölmüş.
İbrahim Edhem helâl yemek için ekin biçmek, bahçe beklemek, hatta, natırlık gibi işler yapmış ve kendi günlük geçiminden fazlasını da daima fakirlere dağıtmıştır.
Bir gün çölde İbrahim Edhem’in karşısına bir adam çıktı ve ona Tanrı’nın en büyük adı (İsm-i A’zam’ı öğretti. Sonra, o öğrendiği bu adla dualar ederken yine bir gün Hızır Aleyhisselâm ile karşılaştı. Hızır ona: “Sana İsm-i A’zam’ı öğreten kişi Dâvut aleyhisselâm idi” dedi.
İbrahim Edhem: “Yiyeceğine haram katma yeter! Geceleri namaz kılmaktan, gündüzleri de oruç tutmaktan sorumlu olmazsın” dermiş. O daima şöyle dua edermiş: “Ya Allah’ım! Beni sana âsî olmak zilletinden tâatının izzetine yükselt!”
Ahmed B. Handraveyh’ten rivayet edilir ki İbrahim Edhem, Kâ’be’yi tavaf eden bir adama şöyle demiş: “Altı sarp ve dik yokuşu aşmadan Sâlihler derecesine ulaşamazsın ki o yokuşlar şunlardır:
1- Nimetin kapısını kapayıp sıkıntının kapısını açmak,
2- Şan ve şerefin kapısını kapayıp zilletin kapısını açmak,
3- Rahatın kapısını kapayıp didinmedinin kapısını açmak,
4- Uykunun kapısını kapayıp geceyi uyanık geçirmenin kapısını açmak,
5- Zenginliğin kapısını kapayıp fakirliğin kapısını açmak,
6- Emel kapısını kapayıp ölüme hazırlık kapısını açmak.
İbrahim Edhem’e on bin dînar vermişler, o da: İsmimi fukara defterinden sildirmek mi istersiniz?” demiş ve red etmiş.
[2] Şakîk, Belh ulularındandır. Zühd ve fütüvvette ileri idi. İbrahim Edhem’in en gözde öğrencisi idi. O şöyle de dermiş: “Ben ettiğim günahlardan ziyade etmediğim günahlardan korkarım. Halk ile, ateş ile sohbet eder gibi sohbet et!”.
Şakîk’i hicrî 174’te Hardan’da şehid ettiler. Kabri oradadır.